07.16.09

Dosta…

Yazı kategorisi: Uncategorized 7:59 yazan: Abdullah Kavaklı

İyi ki varsın, en acı zamanlarıma ortaksın, yazımın kalbine mihmansın… efendim… Yollar senin kalbinin üstünden geçsin, pamuk kalbine yaslansın ninniler, yavrukuş elinde büyüsün, güvercinler senden uçsun öylece… Sevilensin…
Yüreğimize hoş geldin…
16 Temmuz 2009

07.06.09

Öylesine…

Yazı kategorisi: Uncategorized 8:07 yazan: Abdullah Kavaklı

Doğu Türkistanda müslüman oldukları için insanlar ölürken, keyifli bir yazı kaleme alamadım üzgünüm, oysa artık, hep hayata güzel tarafından, neşeli, eğlencili tarafından bakacaktım. Güzeli, zevkten başka bir şey anlamadan… Ben böyle zamanlarda acımı ele alıp kendime batırırım, kendimi oradaki insanların yerine koyar düşünürüm. Belki aynısını yaşayamam ama, bu ülkede başörtüsü sorunu olduğu zamanda kadınlarımızı anlamak için böyle yapardım. Ya acıdır, yıllarca emek verdiğin şeyler bir anda yıkılır, doğru düzgün para almadan fabrikalarda çalıştırılırsın, evinden yurdundan etmek için başka insanları gelirler yanına yerleştirirler seni korkutup kaçırmak için, hepsi silahlı senin elinde bir şey yok, bir gün bacına laf atılır bir gün karına… ben dayanamıyorum böylesi dünyaya neden herkes hakettiği cezayı görmez desem, imtihanın anlamına ters düşer. hülasası canım sıkkın, gidip savaşmak istiyorum. Nerede bir insan zulüm görüyorsa… böyle süperman falan olsak hiç ölmeden savaşsak. olmaz di mi? ya da hiç korkmasak herkes bir kardeşi dara düştüğünde yanına koşsa… çok romantik? Olsun polianna olmasam biile, bunu bütün kalbimle diliyorum. dilerim Allah onların acılarını bir gün felaha çıkarır, kafirin zulmü başına döner. mekkelilerin başına gelen onların başına gelir. Böyle olmayı sevmiyorum, kollarımın bağlanmasını ama bir gün sırf bu dava uğruna büyük bir şey yapacağım. Dimdik adamakıllı bir şey… Her ne kadar aşağılardan aşağı da olsak, Nasip etsin allah hayırlı bir iş üzerinde ölmeyi…
Umarım….

06.29.09

İsmet Özel…

Yazı kategorisi: Uncategorized 7:56 yazan: Abdullah Kavaklı

06.27.09

Amentü…

Yazı kategorisi: Uncategorized 8:30 yazan: Abdullah Kavaklı

Kurbanım… Bilmem hangi yalan üzerine, bilmem ki seni nasıl kandırabilirim Tanrım. Hangi felsefeyle hangi şiirle, hangi aşkla… Bir mürşidin önünde inançla saygıyla sevdayla… bilmem kendimi nasıl kandırabilirim tanrım, yıllarla mektuplarla, bir besmeleyle… Yollarım yok artık, kendimi bedirde bir avuç kum gibi, yüreğimde büyük sevdaların himmetiyle, filistinde… Rüyalarımda tek bir şeyi istiyorum senden… Bana tüm dünyanın acılarını kaldırabilecek kuvveti…
Ver tanrım, acılarımı bir yürek ağrısı gibi değil bir ilim gibi ver bana, olamadığım her şeyin hatırına, iyiliğin ve güzelliğin, ki senin aşkındansa yüreğim, yüreğimi ver bana. Adam gibi adam…
Olamadım, gökyüzü dumanlı, çiğerimde paslı hançer, veba, paranoya… Yürek yangısı… Bir avuç limon kolonyası, ferahlık, beş vakit namaz, Ver bana…
Şehir şehir dolaşmayı insanlar tanımayı, kendimi bilmeyi, ki fikri….
Yazamıyorum Rabbim. Bir yerde susup kalıyorum, bir yerde tıkanıyor kelimeler. Sana sığındığım zaman kendimden korkuyorum, kendimi abartmaktan sana sığınmış olamamaktan, oysa hiç olmak için çıkmadık mı yola, edep adaptan değil mi bu yol. Ben senin istemediklerini nasıl yaptım, aşkı bir yol üzerinde değilde karanlık bir caddede, kendimi alnımdan vurarak karanlığa nasıl gömdüm. Ben, ben nasıl olamadım…
Amentü…
Tanrım amentü…
Kalbime inancımı kaybettim, asırlarca bekleyecek kuvveti bulamadım kendimde, seni bekleyecek mecali bulamadım, nasıl gidiyorum, nasıl varım, Cehennemi nasıl da hak ediyorum. Yanmayı diliyorum…
Bu içimde her geçen gün artan ağrının, çoğalan yaralayan sende olamamanın verdiği ızdıraptan çatlarım…

06.13.09

İşte gidiyorum….

Yazı kategorisi: Uncategorized 7:18 yazan: Abdullah Kavaklı

İşte gidiyorum bir şey demeden. Arkamı dönmeden, şikayet etmeden. Hiç bir şey almadan, bir şey vermeden. Yol ayrılmış görmeden gidiyorum.
Ne küslük var, ne pişmanlık kalbimde. Yürüyorum sanki, senin yanında.. Sesin uzaklaşır her bir adımda. Ayak izim kalmadan gidiyorum.
Geldiğinde kalbim de kırılmadı. Gönül kuşu şarkıdan yorulmadı. Bana kimse sen gibi sarılmadı. Işığımız sönmeden gidiyorum…

06.07.09

Mehmet Tahir İkiler Notları….

Yazı kategorisi: Uncategorized 7:41 yazan: Abdullah Kavaklı

Hey hakk, hak dostum, hak diye başlayalım söze…
Meddahlık günümüz stand up showlarına benzemez, meddahlık içinde kocaman bir sanatı da barındırır; bir hikaye anlatılırken ondan dersler çıkartılması istenir. Amaç sadece güldürmek değildir. Peki bu meddahlar geçimlerini bu meslekten nasıl kazanırlar o zaman, köye tellallar çıkartılır; bir kahveciyle anlaşılır; o yörede ne yetişirse buğdaysa buğday, hayvaancılıkla uğraşıyorlarsa da hayvan verilmek suretiyle mesleğin icabı yerine getirilir. Tahir İkiler de bu meddahlık sanatını böylece anlattıktan sonra oğlu hapisahneye düşen bir kadının hikayesi anlattı; sonunda da bu hikayeyi, kargaya yavrusu şah,n görünür sözüyle bitirdi… Yazının devamını oku »

06.02.09

Sezai Karakoç şiririnde aşk (tez konum)

Yazı kategorisi: Uncategorized 1:47 yazan: Abdullah Kavaklı

Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum… Yazının devamını oku »

05.23.09

Başlığı yok..

Yazı kategorisi: Uncategorized 8:08 yazan: Abdullah Kavaklı

İçimin rüzgarları…
Dilim tıkandı, yazamıyorum artık… Sesim bir cümlenin en güzel yerinde bir hıçkırık oluyor. Dokunsalar ağlarım, dokunsalar gözyaşlarıma… Bu da bir şiirdi, ağlamak gibi… ağlamak mı şiir? Şiir işte senin anladığın gibi olmasa da bu yazıdaki üçüncü kişinin ruh hali, gözyaşı… O dışarıyı bilmiyor… Zannediyor ki benden başka herkes iyi ve herkes güzel… tek olmak ve ilk olmanın hali bambaşkadır, şiir gibidir.
Öptüm gidişinin seyriyle seni…,
Son kez baktım yoldan aşkla…
Aşka baktım da son kez…
un,çay…
Anladım ki artık yazamıyorum.

05.10.09

The Pursuit of Happyness

Yazı kategorisi: Uncategorized tagged 9:29 yazan: Abdullah Kavaklı

Umudunu Kaybetme (2006)
The Pursuit of Happyness
2 Mart 2007
Yönetmen: Gabriele Muccino
Senaryo: Steve Conrad
Müzik: Andera Guerra
Tür: Dram, Biyografi
Yapım: ABD, 2006, 117 dakika (Renkli)
Chris, eşi evi terk edince beş yaşındaki oğlu Christopher’ın bakımını üstlenmek zorunda kalır. Bir süre sonra oturdukları daireden de çıkartılırlar ve geceyi geçirmek için düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet, bulabildikleri her yerde kalırlar. Chris, babalık görevini şefkatle ve özenle yerine getirir ve oğlunun kendisine karşı duyduğu sevgi ve güveni, karşısına çıkan engelleri aşmak için kullanır.1
Hayatımın bu dönemi aptallık… Hayat ne kadar yaşanılmaz olabilir ya da bir insan ne kadar şansız olabilir? Her şey sonsuza kadar hep kötü mü gider? Yaşamın pamuk ipliğine bağlı olduğunu bildiğimiz bir zamanda bu ipi kendimiz koparmayı kaç kez düşünürüz? Sizi hayata bağlayan bir oğlunuz varsa zor da olsa yaşamak zorunda kalırsınız. Hani çocuk bereketiyle gelir derler ya, sanırım sadece bu söz bize ait değil; işte öyle bir filim…
“Gülümse umudunu kaybetme, başaracağız.”
“Bir gün adamın biri suda boğuluyormuş bir tekne gelip -yardıma ihtiyacın var mı?- Demiş; -hayır teşekkür ederim; Tanrı beni kurtarır- demiş; sonra bir tekne daha gelmiş -yardım lazım mı- demiş -hayır teşekkür ederim; Tanrı beni kurtarır demiş; sonra boğulmuş ve cennete gitmiş ve şöyle demiş -Tanrım beni neden kurtarmadın; Tanrı şöyle demiş; -sana iki büyük tekne gönderdim APTALLL-..”

04.10.09

Soba…

Yazı kategorisi: Uncategorized tagged , 3:11 yazan: Abdullah Kavaklı

Ocak sönüyor, ateş kül oluyor.
Annenin saçları beyaz,
Anne saçlarını yoluyor.
Ateşin içinde gül açar, servi büyür, ardıç büyür, çocuk büyür.
Ocak sönüyor, ateş kül oluyor,
Anne ruhunda ruhuma eğiliyor…
(Sezai Karakoç Pişmanlık ve Çileler-3, 1952, Güz) Yazının devamını oku »

10.19.08

Gitmek…

Yazı kategorisi: Uncategorized 12:47 yazan: Abdullah Kavaklı

Peşinde akrep sürüleri, ne yapacağını bilmeyen bir hikaye kahramanı, küçük prenses. Gitmek ve kalmak arasındaki seçim… Yaşamak mı, ölmek mi; bu da olabilirdi? Oysa gitmek biraz da boyun eğmeği barındırıyor içinde. Şizofren zamanlarda gördüğün adamlar ya da melankoli bırakma beni! Bu kağıda yazılanlar bir panik atak hastasından da çıkabilirdi, ey ölüm senden korkmuyorum ama korktuğum için bunları yaşıyorum. Bu nasıl bir hayat! Kafanı karıştıran şiirsel devinimler ya da zevk almanın acının bir tarafı olduğunu anlayanlar. Ellerini yakmaktan zevk alan bir adam, sırf diğer insanlar fark etmesin diye bıçakla görünmeyen yerlerini yaralaması, hayvan ve insan arasındaki fark… Belki öldürmekten zevk alıyordu. Gitmek, Tarantino’nun filmlerindeki bir şeyi hatırlatıyor bana…

Yazının devamını oku »

10.03.08

Yazıcının Ölümü…

Yazı kategorisi: Uncategorized 9:20 yazan: Abdullah Kavaklı

Yazıcının Ölümü…

Kaç gün geçti bilmiyorum, adını adımın hizasına kazımışlar, silmek istiyorum silinmiyor. Kaç gün kaç gece geçti bilmiyorum. Yazıcı bir camiye sığınmış, orada yatmasına izin vermiş imam. Kaç gün kaç gece geçti bilmiyorum. Bir şehir, bir liman varmış, sığınmak üzere kaleme yaslanılmış, kaç gün kaç gece oldu bilmiyorum. Ne çok şey bilmiyorum! Yazının devamını oku »

03.15.08

Matbaa

Yazı kategorisi: hikaye 10:04 yazan: Abdullah Kavaklı

Matbaa

Ben on sekizinci asrın başlarında bir matbaa makinesiyim. Matbaa makinesi ne demek bilen var mıdır ya da ben kendimi ve benden çıkmış olan eserlerin sırrını aşikar edecekken beni merak eden kaç kişi olur bilemem. Okunmamaktan da korkmuyorum zaten; beni yüzlerce defa okumuşlardır, siz okumasanız bile. Sadece eskiden bahsedeceğim. Ve mürekkebi hep siyah bulanlara biraz dokunacağım da… Ama kimseyi kırmak değil niyetim inanın. Yazının devamını oku »