11.19.09
Üflediler söndüm…
http://www.dailymotion.com/video/xb6eze_olgun-yimyek-uflediler-sondum-kapal_music
11.12.09
Alınyazısı Saati….
Bütün dünya mahkûm gibi
Yalnız sen hürsün sabah yıldızı
Bizim zincirle bağlı her yanımız kolumuz kanadımız
Yalnız sen özgürsün sabah yıldızı
Güneş bile lekelenmiş
Yerden yükselen dumanlarla
Ay paslanmış
Geceden sisler ve puslarla
Yalnız sen saf lekesiz ve mâsum
Yalnız sen tertemiz
Gecenin eremediği
Gündüzden önce ulaşan
Kendi gönül sırrına
Ve günün soluğuyla sararmayan
Parçalanmaz aydınlık
Ve bölünmez ışık
Alınyazımızın tek ak noktası gibi parlayan
Sabah yıldızı
Bütün gece uykusuz kalsam
Bütün ömür susuz kalsam
Ne çıkar
Seni görürüm mutlak
Sabaha doğru
Sabah namazı Senin kanatlarındır
İnsanı götüren
Hür ve aydınlık ufuklara doğru
Yıldızlar çekilir
Ve güneş erteler doğmasını
Ve sana kalır
Zaptedilmez öz vatan gibi Gökyüzü
Ve sabah rüzgârı
Hafif hafif siler Gözünde birikmiş yaşları
Kadifeden görünmez ellerle
Neden ağladın bu gece Ve dün gece
Ve neden ağladın evvelki gece
Neden söyle Sabah yıldızı
Bırak Beyrut’a ben ağlayayım
Altmış bin ölü verdi Daha dün Kardeş kardeşe
Ve Irak’ın ve İran’ın Canım şehirlerine ağlayayım
Ölen kadınlarına ve çocuklarına ağlayayım
Avrupa’dan Rusya’dan Amerika’dan
Kan pahasına alınmış
Ölüm kusan silâhlarla
Bir kalp duracaksa
Acıdan ve ıstıraptan
O benim kalbim olsun Senin kalbin değil Sabah yıldızı
Ağlama ve dayan sabah yıldızı
Kalbin durabilir sonra
Bunca acı ve ıstırap levhası karşısında
Oysa sen daha çok lâzımsın
Sabah uyanan insanlara
Tanrı’nın bütün mâsum yaratıklarına
Gülümsemen gerek
Hatırlatman gerek onlara
Yüzyıllarca belki bin yıllarca
Mâsumluğun var olduğunu
Umut gibi ışı
Ezan gibi uzan her sabah
Ve rüyasına sız Uyuyan o çocuğun
Bir kalp duracaksa O benim kalbim olsun
Sınırları belli insan ömrünün çünkü
Ama senin yaşını
Ölüm saatini kim bilebilir Şanı yüce Tanrı’dan başka
Sezai Karakoç ,Gün Doğmadan
Güçlü olmak…
Bugün bir dost, ne derdin var yine senin dedi… “Seni bu hale getiren tek bir şey vardır”.
Aslında insan güçsüz kaldığı noktayı başkalarına sezdirmeyecek kadar güçlü de olabilir. Bunu yapamayanlar yani hayatlarında sadece itaati bilmiş olanlar, güçsüzlüklerinde de kendini aşikar edebiliyorlar. Bu sıralar güçlü olmak ne demek bunu sorguluyorum. hayatta yapabileceğin şeylerin varlığını bilmek, kendinin ne olduğunu bilmek ya da bunu aramak, en azından arayışta olduğunu bilmek, insanı bir noktaya kadar güçlü tutuyor. Ölmek için can attığın şey o kadar basitken, oysa sen o kadar da güçlüsündür. Ama bunun farkındalığı gerekir insana. O yumuşak karnını seni vurabilecek devirebilecek, ölmeyi arzulatacak kadar basit ve anlamsız kaldığın yeri aslında kesip atmakta senin elindedir. ama garip bir duygudur bu. Sanki Tanrı insanın içindeki kibri ortaya çıkmasın diye koyduğu bir şey vardır. Her insanı güçsüz bıraktığı bir yer. Ve insan bu kadar dalgalara hatta tsunamilere açık olan bu sahilde durmayı sever ve kendine gelecek belayı özenle bekler. Hatta o limana çok güzel evler inşa eder, gül bahçeleri yapar, her köşesine ufak notlarla şehrimize hoş geldiniz, güllerin şehridir burası diyebilir. Ama belaya açıktır, güzel günlerde dahi bunları yapmanın hatta en alasını yapmanın derdindeyken an gelip yıkılacağını düşünemez. Ya o sahili terketmeli usul bir limana yerlşmelidir ya da güzelliği sadece belanın içinde aramalıdır ve her yıkılışında yeniden yapmalıdır. Sizce güç hangisidir, her seferinde yıkılan yerleri tekrar onarmak mı, yoksa limanı bırakıp kaçıp gitmek mi?
Gücü, itaati bu anlamda sorguluyorum. Gerçekten güçsüz olanlar mı itaat eder. Ya da ben güçsüz müyüm? Belki? Kendime bir neden arayıp bulamadığım, benden dışarda bir yerde aramak değil suçu, beni tek konuda olsa ve hayatın hepsi de olsa güçsüz bırakan yine benim. Sert olamadığım için, kendime gösterdiğim sertliği başkasına gösteremediğim için. Bunun bir orta yolu olmalı, nietcezhe gibi sadece gücü arzulayıp delirmekte olabilirdi. Üst insan kimliği içierisinde, hayatlarında etken olanlar ve edilgen olanlar, aşağılık insan tiplemesi. İşte burada hayatımda her şeyde etken rolü oynayamamak, bazen dünyanın çevresinde dolaşmak beni sinir ediyor. Sadece tek bir şey belki dünyayı benim tarafımda döndürebilirdi. Beni anlayan, kavrayan gönlümü bilen, bir yol arkadaşı. Bunu kibirle söylemiyorum ya da ileride bir gün güce kavuştuğum zaman, bu yazdıklarımı unutacak kadar alçak olamam. Hayatımın kendimce bir hülasası sayılabilir. Bir tecrübe diyebiliriz adına, ki bu düşünceler insanın olgunlaştığı süre içerisinde sürekli değişir, büyür. Bunun biraz da yolda oluşla alakası vardır. ben yoldan her ayrılışımda bir tokatla kendime döndürülüyorum. Hastalıkla sağlıkla, ve hepsinden kendi ufkum yettiği kadar ders almaya gayret gösteriyorum. Her şyin Allah’tan geldiğine inanıyorum. İçimdeki Allahı buldum artık, sen var mısın diye bir soru sormuyorum tanrıya, neredesin demiyorum. İsyan etmiyorum, yılmıyorum. Sabırla ve inatla hakkım olduğuna inandığım insanca yaşamak ve yaşatmak özlemini taşıyorum içimde. Erkek fikirleri kadar acımasız, kadınların siyaseti kadar mahkum, erkeğin yıkıldığı noktada yıkılıp Tanrının gösterdiği noktada yeniden doğuyorum.
Allah’ın gücüne inanıyorum, ben onun yolunda olduğum sürece bunu benden esirgemeyeceğini ama yine de başıma türlü belalar gelip, her yaşadığım sabahta yeniden doğacağımı biliyorum. İşte belki güçlü olmak, kendi tanrına itaat etmek demek.

