10.26.09

Huzur

Yazı kategorisi: deneme 2:40 yazan: Abdullah Kavaklı

İnsan bir menekşeye bakıp da huzur bulur ya, bir dağa bir denize… Hep suç sendeyse, seni yakıp yıkan, ama sana da bakmayan bir nazar vardır ya, yine de huzur bulursun. Her şey gitmeni söyler, her şey üstüne gelir; olan da hayır vardır. Olan nedir diye kaç defa sorup yine kendine suç bulup ve buna rağmen yine de sen suçlu olursun ya. bu da huzurdur… Garip bilirim, ama sevdiğine yakıştıramazsın suçlu damgasını. Böyle yetişmek, kendinden önce insanı düşünmek, ve olmak, kemale ermek… Bu dünyada kemale eren var mıdır? ya da kaç defa artık oldum demişsindir. Kaç defa sevdiğini, daha doğrusu reddedilişini hak etmişsindir… Bu dünya ve daha sonrası ve ondan sonrası, iki günlük zaman ve mekan için ki bu da bize göredir, boşuna kırılıp boşuna yorulmuşsundur. Evet bilirim, kaç yangını kaç hayal kırıklığını kaç kalp kırıklığını yaşamışsndır, seninle bilinmek istemeyen sevgililer görmüşsündür… Çok sevip de sevilmeyenler görmüşsündür. İyi olan her şeydir aslında, kötü diye bir şey yoktur. Eğer bir şeyin tanrıdan geldiğine inanıyorsan bu da hayırdır der geçersin çünki Allah kötü olanı halk etmez. Sen halt yemişsindir bu da bu kadardır. Musa kısasında olduğu gibi. Eğer beden haricinde için de bir ruh taşıdığına inanıyorsan, işte bu tasavvuf erbabının söylediği tanrıdan bir parçadır. İnsan kendince küçük bir tanrıdır. Bedene hapsolduğu bedenin arzularını yerine getirdiği sürece de taş gibi hava gibi bir metadır. İşte tüm bunları bilmekte bir huzurdur. mesela bu yazının hiç bir düzeltmesini yapmadan. sağına soluna bakmadan içinden geçtiği gibi yazmakta huzurdur. her cümlede içinde birikeni anlatmak istemek, kafa karışıklığı, hayata karşı öfken, bırakıp gitme arzusu ve sanki dünyada son misyonunu yerine getirmişsin ve sadece ölmeyi bekliyorsun. bu da bir huzur. oysa hayata karşı hiç bir şey yapmadım. bir kaç başarısızlık, bir kaç yazı, bir kaç dost… Hepsi bu kadardır. Oysa içinde kurduğun gül bahçelerini hiç anlatamamışsındır. İnsanlara kendini ifade etmekte zorlanmışsındır. Haksız olanın hakkını ellerine vermişsindir. Çünki kötü tarafından değil derinlerden bir yerde kafa yürütüp binlece defa yoklamışsındır kendini. Beni yüklenebilir misin? Kalbimi yük edip sırtına alabilir misin? Bunu kimseye sormamamın yükünü, hep içime kaçan bu kuşun yükünü, binlerce defa sırtlanıp da karşılığında aldatılmaktan başka bir şey bulamamışsındır. Sen peki masum musun denildiğinde… Evet masumum, kimsenin kalbini kırmadım, kimseyi olmayacak hayaller peşinde koşturmadım, kimseye zarar vermedim ki elimden geldiğince yardım ettim diyememişsindir. Bunu kendi içinde bilip yine insanlara anlatamamakta huzurdur. Sanki bir pisliği ortaya vermişcesine senin yaptıklarını düzeltmek zorunda mıyımdır. değilsindir, kendi pisliklerini temizlemekle yükümlüdür insan. ben kendimi bilirim. yalan söylememişimdir; olandan başkası çıkmaz. Kim bilir ki bunu… beni bilen. beni bilmeyen hala da bilemeyen kimdir. belki yine ben. Of hızır, gerçekten uçurumun kenarındayım. karşımda öyle belalar duruyor ki, çekip gitmemek bu dünyadan elde değil. Sen içimdeki kuş, senin kanatlarını kırdım, seni öldürdüm, ölmedim deyip bana yeniden gülüyorsun ya benimle dalga geçer gibi. Ben zihnimdeki suçların hepsini dışımda işledim, kurnazlıklar ihtiraslar yalanlar olmadı… Yalan söylemeye kalksam aşikar eder çıkardı bu hızır. Ah bu kuş ve ah sen turna… İlk adını sana vereceğim. Biliyorum bu yazı olmadı, beni okuyan dostlar, bilirim bende olmadım, hamım hala, pişmekten meraklı bakışlarımla kendime bu dünyada dert arıyorum. Bir şarap şişesinin içini yere döküp bunu içmeyin deyip üzerinde tepindikten sonra, şişenin kırık parçalarını üzerimde gezdirip, nasıl en güzel şekilde kendimi acıtabilirim bunun derdindeyim… Yapılacak çok şey var, üzrimde kocaman bir turna, gölgesinde olmayı yine seviyorum… evvelim sen oldun ahirim sensin… belki bu da huzur:)

Yorum Yapın