06.29.09

İsmet Özel…

Yazı kategorisi: Uncategorized 7:56 yazan: Abdullah Kavaklı

06.27.09

Amentü…

Yazı kategorisi: Uncategorized 8:30 yazan: Abdullah Kavaklı

Kurbanım… Bilmem hangi yalan üzerine, bilmem ki seni nasıl kandırabilirim Tanrım. Hangi felsefeyle hangi şiirle, hangi aşkla… Bir mürşidin önünde inançla saygıyla sevdayla… bilmem kendimi nasıl kandırabilirim tanrım, yıllarla mektuplarla, bir besmeleyle… Yollarım yok artık, kendimi bedirde bir avuç kum gibi, yüreğimde büyük sevdaların himmetiyle, filistinde… Rüyalarımda tek bir şeyi istiyorum senden… Bana tüm dünyanın acılarını kaldırabilecek kuvveti…
Ver tanrım, acılarımı bir yürek ağrısı gibi değil bir ilim gibi ver bana, olamadığım her şeyin hatırına, iyiliğin ve güzelliğin, ki senin aşkındansa yüreğim, yüreğimi ver bana. Adam gibi adam…
Olamadım, gökyüzü dumanlı, çiğerimde paslı hançer, veba, paranoya… Yürek yangısı… Bir avuç limon kolonyası, ferahlık, beş vakit namaz, Ver bana…
Şehir şehir dolaşmayı insanlar tanımayı, kendimi bilmeyi, ki fikri….
Yazamıyorum Rabbim. Bir yerde susup kalıyorum, bir yerde tıkanıyor kelimeler. Sana sığındığım zaman kendimden korkuyorum, kendimi abartmaktan sana sığınmış olamamaktan, oysa hiç olmak için çıkmadık mı yola, edep adaptan değil mi bu yol. Ben senin istemediklerini nasıl yaptım, aşkı bir yol üzerinde değilde karanlık bir caddede, kendimi alnımdan vurarak karanlığa nasıl gömdüm. Ben, ben nasıl olamadım…
Amentü…
Tanrım amentü…
Kalbime inancımı kaybettim, asırlarca bekleyecek kuvveti bulamadım kendimde, seni bekleyecek mecali bulamadım, nasıl gidiyorum, nasıl varım, Cehennemi nasıl da hak ediyorum. Yanmayı diliyorum…
Bu içimde her geçen gün artan ağrının, çoğalan yaralayan sende olamamanın verdiği ızdıraptan çatlarım…

06.13.09

İşte gidiyorum….

Yazı kategorisi: Uncategorized 7:18 yazan: Abdullah Kavaklı

İşte gidiyorum bir şey demeden. Arkamı dönmeden, şikayet etmeden. Hiç bir şey almadan, bir şey vermeden. Yol ayrılmış görmeden gidiyorum.
Ne küslük var, ne pişmanlık kalbimde. Yürüyorum sanki, senin yanında.. Sesin uzaklaşır her bir adımda. Ayak izim kalmadan gidiyorum.
Geldiğinde kalbim de kırılmadı. Gönül kuşu şarkıdan yorulmadı. Bana kimse sen gibi sarılmadı. Işığımız sönmeden gidiyorum…

06.07.09

Yol…

Yazı kategorisi: deneme 3:34 yazan: Abdullah Kavaklı

Rabbim, ben senin rızana kaniyim, bana dayanma gücü ver. Bugüne kadar senden gayrı ne varsa senin rızan dışında ne işlediysem, bu kelimeleri ne zamandan beri kendime put edindiysem beni affet. Ben dünyaya ne için geldiğimi bilmeden, pamuğun rüzgarda savrulması gibi, bir sonbahar yaprağının düşeceği yeri kestiemediği ve hayatta düşülebilecek en kötü yere düşdüysem, bilmeden ve istemeden… Ben sen varsın, senin sevgindendir diye çıktım bu yola, ama kalbim dayanmıyor artık. Al bu kalbi benden, acılarımı bir yürek ağrısı gibi değil de bir ilim gibi ver bana…
Bana dayanma gücü ver, bir ömür yaşama sevinci, ölüm korkularıyla korkutma beni, yaşama gücü ver. Ama ölüm de çıkmasın aklımdan, ben senin cemalini bilmek isterim, dünya malından geçtim, dünyadaki hiçbir şeye senden gayrı bağlanmak istemem, ama beni bu dünyadan da koparma… Bana dünyamı ver, eğer ağlıyorsam, kalbimdeki imandandır, eğer yüreğim yanıyorsa, bu senin aşkındadır, eğer bir başka isim geçtiyse, senin isminle müsemmadır. Kalbimin üzerinde senden gayrı Hiçbir şeyi putlaştırmama izin verme,gayrısı bana haramdır.
İçime ferahlık ver, senin hayırdır dediğini…

Mehmet Tahir İkiler Notları….

Yazı kategorisi: Uncategorized 7:41 yazan: Abdullah Kavaklı

Hey hakk, hak dostum, hak diye başlayalım söze…
Meddahlık günümüz stand up showlarına benzemez, meddahlık içinde kocaman bir sanatı da barındırır; bir hikaye anlatılırken ondan dersler çıkartılması istenir. Amaç sadece güldürmek değildir. Peki bu meddahlar geçimlerini bu meslekten nasıl kazanırlar o zaman, köye tellallar çıkartılır; bir kahveciyle anlaşılır; o yörede ne yetişirse buğdaysa buğday, hayvaancılıkla uğraşıyorlarsa da hayvan verilmek suretiyle mesleğin icabı yerine getirilir. Tahir İkiler de bu meddahlık sanatını böylece anlattıktan sonra oğlu hapisahneye düşen bir kadının hikayesi anlattı; sonunda da bu hikayeyi, kargaya yavrusu şah,n görünür sözüyle bitirdi… Yazının devamını oku »

06.06.09

Sürgün ülkeden başkenteler başkentine…

Yazı kategorisi: İktibas, şiir 3:15 yazan: Abdullah Kavaklı

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkıs’ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim………
Sezai Karakoç. (Zamana adanmış sözler)

06.03.09

ŞAŞIRDIM KALDIM İŞTE

Yazı kategorisi: İktibas 5:59 yazan: Abdullah Kavaklı

şaşırdım kaldım işte! …..

sözde senden kaçıyorum dolu dizgin atlarla Yazının devamını oku »

06.02.09

Sezai Karakoç şiririnde aşk (tez konum)

Yazı kategorisi: Uncategorized 1:47 yazan: Abdullah Kavaklı

Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum… Yazının devamını oku »