05.30.09

Parazit… Ayrılık notları.

Yazı kategorisi: deneme 7:31 yazan: Abdullah Kavaklı

Neden upuzun cümleler yazamadığımı anlamaya çalıştığınızı bilmiyorum ve okunduğumu da… Kalbimin üzerinde bir ağrı var, size bundan şikayet etmeyeceğim, ağlamaktan kızarmış gözlerimden de, gecelerimi uyumadığımı da inkar edeceğim. Kuş tüyü yastıklardan güllerden bahsedeceğim. Beni en azılı katil yapandan da ve aşktan da bahsetmeyeceğim, zaten şu site ve diğer yazılarım beni duymayan sizlere ne kadar yazılsa da yıllar sonra belki ben öldükten sonra kıymete binecek, ama bu da değildi ki konumuz, hiç işte, senden benden bahsedecekken, dik durmaktan dahası ne bilim işte ne arzuluyorsak iradeden sevdadan, kara sevdadan bahtsız benden…
Bugün bir kitaba başladım, yazmak delice yazmaksa, neyse ne işte.
Sarılmak…
Neyse ne!
Neyse ne ne demekse bu kitabın başında ben sen ve O olacak, bir de benim artık hiç şikayet etmeyeceğim yalnızlığım, koşup oynuyorum çocuklar gibi, atlara binip saz çalıyorum, lunaparkın en deli oyuncaklarından geçiyorum, paraşüte takılacağım zamanla, en delicesinden yüksekten belki olur da rüzgar ters döner düşer ölürüm, ya ölmezsem… Ya bu delilikle ben ölmezsem…
Bu bir günce de olmayacak, ne olacaksa olacak ben olacak bir deli olacak, yaşanmış öyküler yazacağım artık… özlenmek diliyorum kocaman, sonsuza dek özlenmek ve sevilmek…. Rab bizi yalnız bırkamasın diye yo9luma hidayet koysun da son kez bakayım.
Bu arada un, çay yanlış anlaşılmış arada virgülle
çaysızlık eşittir unçay, antinikotin gibi vesselam…
Ayrılık notları… sana bakanlar1.

05.23.09

Başlığı yok..

Yazı kategorisi: Uncategorized 8:08 yazan: Abdullah Kavaklı

İçimin rüzgarları…
Dilim tıkandı, yazamıyorum artık… Sesim bir cümlenin en güzel yerinde bir hıçkırık oluyor. Dokunsalar ağlarım, dokunsalar gözyaşlarıma… Bu da bir şiirdi, ağlamak gibi… ağlamak mı şiir? Şiir işte senin anladığın gibi olmasa da bu yazıdaki üçüncü kişinin ruh hali, gözyaşı… O dışarıyı bilmiyor… Zannediyor ki benden başka herkes iyi ve herkes güzel… tek olmak ve ilk olmanın hali bambaşkadır, şiir gibidir.
Öptüm gidişinin seyriyle seni…,
Son kez baktım yoldan aşkla…
Aşka baktım da son kez…
un,çay…
Anladım ki artık yazamıyorum.

05.10.09

The Pursuit of Happyness

Yazı kategorisi: Uncategorized tagged 9:29 yazan: Abdullah Kavaklı

Umudunu Kaybetme (2006)
The Pursuit of Happyness
2 Mart 2007
Yönetmen: Gabriele Muccino
Senaryo: Steve Conrad
Müzik: Andera Guerra
Tür: Dram, Biyografi
Yapım: ABD, 2006, 117 dakika (Renkli)
Chris, eşi evi terk edince beş yaşındaki oğlu Christopher’ın bakımını üstlenmek zorunda kalır. Bir süre sonra oturdukları daireden de çıkartılırlar ve geceyi geçirmek için düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet, bulabildikleri her yerde kalırlar. Chris, babalık görevini şefkatle ve özenle yerine getirir ve oğlunun kendisine karşı duyduğu sevgi ve güveni, karşısına çıkan engelleri aşmak için kullanır.1
Hayatımın bu dönemi aptallık… Hayat ne kadar yaşanılmaz olabilir ya da bir insan ne kadar şansız olabilir? Her şey sonsuza kadar hep kötü mü gider? Yaşamın pamuk ipliğine bağlı olduğunu bildiğimiz bir zamanda bu ipi kendimiz koparmayı kaç kez düşünürüz? Sizi hayata bağlayan bir oğlunuz varsa zor da olsa yaşamak zorunda kalırsınız. Hani çocuk bereketiyle gelir derler ya, sanırım sadece bu söz bize ait değil; işte öyle bir filim…
“Gülümse umudunu kaybetme, başaracağız.”
“Bir gün adamın biri suda boğuluyormuş bir tekne gelip -yardıma ihtiyacın var mı?- Demiş; -hayır teşekkür ederim; Tanrı beni kurtarır- demiş; sonra bir tekne daha gelmiş -yardım lazım mı- demiş -hayır teşekkür ederim; Tanrı beni kurtarır demiş; sonra boğulmuş ve cennete gitmiş ve şöyle demiş -Tanrım beni neden kurtarmadın; Tanrı şöyle demiş; -sana iki büyük tekne gönderdim APTALLL-..”

05.02.09

son…

Yazı kategorisi: hikaye 6:19 yazan: Abdullah Kavaklı

Size onlarca hikaye arasından bir hikaye seçtim; ben sen ve O’nun dışında kalanlar da dahil olabilir. Gök yüzü maviliğini kaybettiği bir zamanda beyaz da olabilir ki yazıcının bir göz yanılması, sadece bulutların varlığından söz edilebildiği bir vakitte gök baba yağmur anayı kucaklar. Bundan sonra yalan üzerine kurulmayacaktır hiç bir hikaye. Hiç bir hikayenin sonuç cümlesi, bu böyledir olmayacaktır. Bu böyle de olabilir diye gerçeğini okuyucuya bırakacaktır. Yazının devamını oku »