1000850800x600

İlk arabamı aldık, o kadar sevdim ki, kaşları gözleri o kadar güzel ki:) Sarı sarı… İçine binince biy de gaza basınca böyle gidiyor ya, aynadan bakıyorum canımdan, arkadaki arabalar hep geride kalmış… Atak mı atak ama 90′lığını aldık keşke 110 beygirliğini alsaydık, çok yakar dediler. adını da koydum küheylan, ya anlatamam aramızdaki sevdayı, içine binince her şeyi unutuyorum gerçekten. dünya malına çok bağlanma diye boşuna dememişler, geçen gün arka sağ köşemden vurdular hiç bir şey yokken. Sevimlimin canı acıdı, servise götürdük, yarın geliiyor ama, işte allah benim şımarık olmama zin vermiyor, veriyor canımı şımarınca alıyor… ama ford connecti gerçekten tavsiye ederim. Araba alacak aarkadaaşlara taavsiyemdir… volswvogen Caddy’ye o kadar para vereceğinize connect alın, hele ki delux paketine bir de bleutooth ekletirseniz bir de ekran bir çok otomobilden daha üstün oluyor, aayrıca verigisi fiyat avantajı da dahil… bu yazıyı neden yazdım benim için 10 yıllık bir özlemdi, bir de yine yaptım yapacağımı çooook sevdim ya, sizin de başınıza gelmesin… Aman tasavvufta eşya da canlıdır, incitmemek kırmamak lazım, maksadımız her şeyin ruhu olduğunu bildirmek… Ruhunuzu bildik, biz olduk gerisi aşktır vesselam…

Kurbanım… Bilmem hangi yalan üzerine, bilmem ki seni nasıl kandırabilirim Tanrım. Hangi felsefeyle hangi şiirle, hangi aşkla… Bir mürşidin önünde inançla saygıyla sevdayla… bilmem kendimi nasıl kandırabilirim tanrım, yıllarla mektuplarla, bir besmeleyle… Yollarım yok artık, kendimi bedirde bir avuç kum gibi, yüreğimde büyük sevdaların himmetiyle, filistinde… Rüyalarımda tek bir şeyi istiyorum senden… Bana tüm dünyanın acılarını kaldırabilecek kuvveti…
Ver tanrım, acılarımı bir yürek ağrısı gibi değil bir ilim gibi ver bana, olamadığım her şeyin hatırına, iyiliğin ve güzelliğin, ki senin aşkındansa yüreğim, yüreğimi ver bana. Adam gibi adam…
Olamadım, gökyüzü dumanlı, çiğerimde paslı hançer, veba, paranoya… Yürek yangısı… Bir avuç limon kolonyası, ferahlık, beş vakit namaz, Ver bana…
Şehir şehir dolaşmayı insanlar tanımayı, kendimi bilmeyi, ki fikri….
Yazamıyorum Rabbim. Bir yerde susup kalıyorum, bir yerde tıkanıyor kelimeler. Sana sığındığım zaman kendimden korkuyorum, kendimi abartmaktan sana sığınmış olamamaktan, oysa hiç olmak için çıkmadık mı yola, edep adaptan değil mi bu yol. Ben senin istemediklerini nasıl yaptım, aşkı bir yol üzerinde değilde karanlık bir caddede, kendimi alnımdan vurarak karanlığa nasıl gömdüm. Ben, ben nasıl olamadım…
Amentü…
Tanrım amentü…
Kalbime inancımı kaybettim, asırlarca bekleyecek kuvveti bulamadım kendimde, seni bekleyecek mecali bulamadım, nasıl gidiyorum, nasıl varım, Cehennemi nasıl da hak ediyorum. Yanmayı diliyorum…
Bu içimde her geçen gün artan ağrının, çoğalan yaralayan sende olamamanın verdiği ızdıraptan çatlarım…

İşte gidiyorum bir şey demeden. Arkamı dönmeden, şikayet etmeden. Hiç bir şey almadan, bir şey vermeden. Yol ayrılmış görmeden gidiyorum.
Ne küslük var, ne pişmanlık kalbimde. Yürüyorum sanki, senin yanında.. Sesin uzaklaşır her bir adımda. Ayak izim kalmadan gidiyorum.
Geldiğinde kalbim de kırılmadı. Gönül kuşu şarkıdan yorulmadı. Bana kimse sen gibi sarılmadı. Işığımız sönmeden gidiyorum…

Rabbim, ben senin rızana kaniyim, bana dayanma gücü ver. Bugüne kadar senden gayrı ne varsa senin rızan dışında ne işlediysem, bu kelimeleri ne zamandan beri kendime put edindiysem beni affet. Ben dünyaya ne için geldiğimi bilmeden, pamuğun rüzgarda savrulması gibi, bir sonbahar yaprağının düşeceği yeri kestiemediği ve hayatta düşülebilecek en kötü yere düşdüysem, bilmeden ve istemeden… Ben sen varsın, senin sevgindendir diye çıktım bu yola, ama kalbim dayanmıyor artık. Al bu kalbi benden, acılarımı bir yürek ağrısı gibi değil de bir ilim gibi ver bana…
Bana dayanma gücü ver, bir ömür yaşama sevinci, ölüm korkularıyla korkutma beni, yaşama gücü ver. Ama ölüm de çıkmasın aklımdan, ben senin cemalini bilmek isterim, dünya malından geçtim, dünyadaki hiçbir şeye senden gayrı bağlanmak istemem, ama beni bu dünyadan da koparma… Bana dünyamı ver, eğer ağlıyorsam, kalbimdeki imandandır, eğer yüreğim yanıyorsa, bu senin aşkındadır, eğer bir başka isim geçtiyse, senin isminle müsemmadır. Kalbimin üzerinde senden gayrı Hiçbir şeyi putlaştırmama izin verme,gayrısı bana haramdır.
İçime ferahlık ver, senin hayırdır dediğini…

Hey hakk, hak dostum, hak diye başlayalım söze…
Meddahlık günümüz stand up showlarına benzemez, meddahlık içinde kocaman bir sanatı da barındırır; bir hikaye anlatılırken ondan dersler çıkartılması istenir. Amaç sadece güldürmek değildir. Peki bu meddahlar geçimlerini bu meslekten nasıl kazanırlar o zaman, köye tellallar çıkartılır; bir kahveciyle anlaşılır; o yörede ne yetişirse buğdaysa buğday, hayvaancılıkla uğraşıyorlarsa da hayvan verilmek suretiyle mesleğin icabı yerine getirilir. Tahir İkiler de bu meddahlık sanatını böylece anlattıktan sonra oğlu hapisahneye düşen bir kadının hikayesi anlattı; sonunda da bu hikayeyi, kargaya yavrusu şah,n görünür sözüyle bitirdi… Daha fazla »

Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim

Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome’nin Belkıs’ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim………
Sezai Karakoç. (Zamana adanmış sözler)

şaşırdım kaldım işte! …..

sözde senden kaçıyorum dolu dizgin atlarla Daha fazla »

Ben çiçek gibi taşımıyorum göğsümde aşkı
Ben aşkı göğsümde kurşun gibi taşıyorum
Gelmiş dayanmışım demir kapısına sevdanın
Ben yaşamıyor gibi yaşamıyor gibi yaşıyorum… Daha fazla »

Neden upuzun cümleler yazamadığımı anlamaya çalıştığınızı bilmiyorum ve okunduğumu da… Kalbimin üzerinde bir ağrı var, size bundan şikayet etmeyeceğim, ağlamaktan kızarmış gözlerimden de, gecelerimi uyumadığımı da inkar edeceğim. Kuş tüyü yastıklardan güllerden bahsedeceğim. Beni en azılı katil yapandan da ve aşktan da bahsetmeyeceğim, zaten şu site ve diğer yazılarım beni duymayan sizlere ne kadar yazılsa da yıllar sonra belki ben öldükten sonra kıymete binecek, ama bu da değildi ki konumuz, hiç işte, senden benden bahsedecekken, dik durmaktan dahası ne bilim işte ne arzuluyorsak iradeden sevdadan, kara sevdadan bahtsız benden…
Bugün bir kitaba başladım, yazmak delice yazmaksa, neyse ne işte.
Sarılmak…
Neyse ne!
Neyse ne ne demekse bu kitabın başında ben sen ve O olacak, bir de benim artık hiç şikayet etmeyeceğim yalnızlığım, koşup oynuyorum çocuklar gibi, atlara binip saz çalıyorum, lunaparkın en deli oyuncaklarından geçiyorum, paraşüte takılacağım zamanla, en delicesinden yüksekten belki olur da rüzgar ters döner düşer ölürüm, ya ölmezsem… Ya bu delilikle ben ölmezsem…
Bu bir günce de olmayacak, ne olacaksa olacak ben olacak bir deli olacak, yaşanmış öyküler yazacağım artık… özlenmek diliyorum kocaman, sonsuza dek özlenmek ve sevilmek…. Rab bizi yalnız bırkamasın diye yo9luma hidayet koysun da son kez bakayım.
Bu arada un, çay yanlış anlaşılmış arada virgülle
çaysızlık eşittir unçay, antinikotin gibi vesselam…
Ayrılık notları… sana bakanlar1.

İçimin rüzgarları…
Dilim tıkandı, yazamıyorum artık… Sesim bir cümlenin en güzel yerinde bir hıçkırık oluyor. Dokunsalar ağlarım, dokunsalar gözyaşlarıma… Bu da bir şiirdi, ağlamak gibi… ağlamak mı şiir? Şiir işte senin anladığın gibi olmasa da bu yazıdaki üçüncü kişinin ruh hali, gözyaşı… O dışarıyı bilmiyor… Zannediyor ki benden başka herkes iyi ve herkes güzel… tek olmak ve ilk olmanın hali bambaşkadır, şiir gibidir.
Öptüm gidişinin seyriyle seni…,
Son kez baktım yoldan aşkla…
Aşka baktım da son kez…
un,çay…
Anladım ki artık yazamıyorum.

Umudunu Kaybetme (2006)
The Pursuit of Happyness
2 Mart 2007
Yönetmen: Gabriele Muccino
Senaryo: Steve Conrad
Müzik: Andera Guerra
Tür: Dram, Biyografi
Yapım: ABD, 2006, 117 dakika (Renkli)
Chris, eşi evi terk edince beş yaşındaki oğlu Christopher’ın bakımını üstlenmek zorunda kalır. Bir süre sonra oturdukları daireden de çıkartılırlar ve geceyi geçirmek için düşkünler evi, otobüs durağı, tuvalet, bulabildikleri her yerde kalırlar. Chris, babalık görevini şefkatle ve özenle yerine getirir ve oğlunun kendisine karşı duyduğu sevgi ve güveni, karşısına çıkan engelleri aşmak için kullanır.1
Hayatımın bu dönemi aptallık… Hayat ne kadar yaşanılmaz olabilir ya da bir insan ne kadar şansız olabilir? Her şey sonsuza kadar hep kötü mü gider? Yaşamın pamuk ipliğine bağlı olduğunu bildiğimiz bir zamanda bu ipi kendimiz koparmayı kaç kez düşünürüz? Sizi hayata bağlayan bir oğlunuz varsa zor da olsa yaşamak zorunda kalırsınız. Hani çocuk bereketiyle gelir derler ya, sanırım sadece bu söz bize ait değil; işte öyle bir filim…
“Gülümse umudunu kaybetme, başaracağız.”
“Bir gün adamın biri suda boğuluyormuş bir tekne gelip -yardıma ihtiyacın var mı?- Demiş; -hayır teşekkür ederim; Tanrı beni kurtarır- demiş; sonra bir tekne daha gelmiş -yardım lazım mı- demiş -hayır teşekkür ederim; Tanrı beni kurtarır demiş; sonra boğulmuş ve cennete gitmiş ve şöyle demiş -Tanrım beni neden kurtarmadın; Tanrı şöyle demiş; -sana iki büyük tekne gönderdim APTALLL-..”

Size onlarca hikaye arasından bir hikaye seçtim; ben sen ve O’nun dışında kalanlar da dahil olabilir. Gök yüzü maviliğini kaybettiği bir zamanda beyaz da olabilir ki yazıcının bir göz yanılması, sadece bulutların varlığından söz edilebildiği bir vakitte gök baba yağmur anayı kucaklar. Bundan sonra yalan üzerine kurulmayacaktır hiç bir hikaye. Hiç bir hikayenin sonuç cümlesi, bu böyledir olmayacaktır. Bu böyle de olabilir diye gerçeğini okuyucuya bırakacaktır. Daha fazla »

Artık şehirlere çıkma vakti… Şiir yazmanın, ellerini cebine atıp ıslık çalmanın, şarkı söylemenin, aşık olmanın Aşk olmanın vakti. Bir umuda dayanmanın sevgilinin omzuna başını yaslayıp ağlamanın… Bir şehri olmanın… ve bir şehir olmalı insan… Bahar gibi yeniden şehirleri kurmalı. Papatyalar açmalı bahçelerinde, laleler, güller… Atalara uyarak gülle başlamalı sonra. Bilmenin değil, bilmemenin gerçekliğine inanmalı… Bilememenin değil ama… Daha fazla »